İstanbul Lisesi, 128 yıllık onurlu bir tarihe sahip olup, ülkemizde yabancı dil ağırlıklı eğitimin, Galatasaray Lisesi ile birlikte ilk öncülerinden biridir. Galatasaray Lisesi’nin Bakalorya uygulaması gibi, bizim de Abitur uygulamamız vardır. Her iki okulda da, dil ve sayısal dersler yabancı öğretmenler tarafından öğretilmektedir. Tek eksiğimiz var, Galatasaray Lisesi bu farklılıklarını özel bir yönetmelik ve yasa ile ayrıcalığa dönüştürmüş, fakat biz bunu başaramadığımız için, diğer Anadolu Liseleri ile aynı safta kalmışız. Ders programları, öğrenci nakilleri, yönetici ve öğretmen atamalarında çektiğimiz sıkıntının nedeni budur.
Göreve başladığım ilk günden itibaren çalışmalarımı bu yönde yoğunlaştırdım. Yabancı dil ağırlıklı eğitime başladığımız 1958 yılından bu yana, bu yönde yapılmış bütün antlaşmaları, yönetmelikleri, uygulamaları, 1957 Türk-Alman Kültür Anlaşması’ndan başlayarak bir yıl içinde topladım ve bu belgeleri bir raporla bir kitap haline getirerek Sarı Siyahlı câmianın kuruluşlarına sundum. Başımıza gelecek sıkıntıları anlattım ve “Bu konuda elimizi çabuk tutup, okulumuzun farklı uygulamalarının özel bir statü haline getirilmesini sağlayalım dedim. Yine bir devlet okulu kalalım, fakat ayrıcalıklarımızı koruyalım“ dedim. Umarım câmiamızın kuruluşları ve ileri gelenleri bu yöndeki çalışmaları yoğunlaştırır da, okulumuz kısa sürede, özel konumunu hayata geçirir.
Okulumuzun maalesef mevzuata yansımamış uluslararası Personel Statüsü anlaşmalarındaki hususları korumak için, yurt dışından bir öğrenci nakli sırasında, bir devlet memurunun direnebileceği son noktaya kadar direndim. Bu vesileyle uluslararası anlaşmaların mevzuata yansıtılmamasından doğan boşlukta, istenmeyen gelişmeleri önleyecek bir mekanizmanın bulunmadığını gördüm. Benim bu yöndeki çalışmalarımı ve çabalarımı bildikleri halde bazı veli ve mezunlarımızın, özellikle birer pırlanta olan geleceğimizin mimarı öğrencilerimizi, evlatlarımızı vicdansızca aleyhimde kışkırtarak, saldırı hedefi haline getirmeleri beni çok üzdü.
Ben, kırk yıllık meslek hayatımın her döneminde, 70’li anarşi yıllarında, yüksek okulda yöneticilik yaparken bile, böyle bir durumla karşılaşmadım. Yöneticilerimden, öğretmenlerimden, öğrencilerimden ve velilerimden eğitim için çırpınışlarımdan dolayı hep saygı gördüm. Sadece görev yaptığım kurumlar için değil, ülkemin tüm kurumları ve çocukları için kafa yordum, mesai harcadım. Ama son meydana gelen olayda, hedef saptırılarak öğrencilerime boy hedefi gösterildim. Öğrencilerimize asla kızmadım, kırılmadım, hatta onların okullarına sahip çıkmalarından gurur duydum. Onları seviyorum. Bunun için de, durumun okulumuzun adını kamuoyunda olumsuz etkileyecek bir eyleme dönüşmemesi için elimden gelen gayreti gösterdim. Yalnız beni Arena’nın ortasına atanları şiddetle kınıyorum. Bu okulda, böyle bir olayı hiç yaşamak istemezdim. Çünkü, hiç hak etmediğimi düşünüyorum.
Hayatım boyunca, üç konuda taviz vermedim : ‘’ Atatürkçülük – Milliyetçilik – Çağdaşlık ‘’. Bu çizgimden dolayı, zaman zaman mağdur edildim, fakat hiçbir zaman pişman olmadım. Hayatımın bundan sonraki döneminde de bu ilkeler doğrultusunda çalışmalarımı sürdüreceğim. En mutlu olduğum gün, İstanbul Lisesi’nin, durumuna yakışır özel bir statü kazandığı gün olacaktır. Okul Müdürlüğünden ayrılsam da, bu statü savaşında kuruluşlarımızla birlikte bir nefer olarak çalışacağıma söz veriyorum. Biz statüko değil, statü peşindeyiz.
Sarı-Siyahlılar ! Yolumuz açık olsun.
Başöğretmen Dr. Sakin ÖNER
İstanbul Lisesi Müdürü